Haberler

TÜRKİYE’ DE KİMYA SEKTÖRÜ

Ekim 2014


TÜRKİYE’ DE  KİMYA SEKTÖRÜ

Türkiye kimya sanayiinin yüzde 97'si küçük ve orta ölçekli (KOBİ) işletmelerden oluşuyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaynaklı verilere göre oransal durum böyle. Sayısal büyüklük de 13.802.  "Merdiven altlarına" konuşlanmış "kayıt dışılar" dünyasında olup bitenleri ise ne ilgili kamu otoriteleri ne sektörün temsil kuruluşları ve doğal olarak ne de kamuoyu biliyor. SGK'ye göre sektörde 13.802 olan toplam işletme sayısı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Sanayi Sicili'nde 6.258'e düşüyor. İlgili iki kamu kurumunun verileri arasındaki fark tam 7.544.  Aynı sektörle ilgili iki ayrı kamu kayıt sistemi arasındaki bu "fahiş" rakam farkının hangi sebep ve gerekçeye dayandığı belirsiz. Sektördeki firma sayısı konusundaki "fahiş" fark istihdam verilerinde biraz daha "makul" düzeye iniyor; SGK'ye göre 200.303, STB Sanayi Sicili'ne göre 211.145 kişi kimya sanayinden çalışıyor. Fark, 10.802. SGK'nin istihdam verileri de, firma sayısında olduğu gibi, 2008 yılı kaynaklı. Sektördeki KOBİ ağırlığını "çalışan sayısı" esaslı işyeri ölçeği üzerinden analiz edersek tablo şöyle: 6.502 işletme 1-3, 1.570 işletme 4-6, 1.153 işletme 7-9, 1.301 işletme 10-19, 690 işletme 20-29, 708 işletme 30-49, 286 işletme 50-99 kişi arasında çalışan istihdam ediyor. Çalışan sayısı 100 ilâ 1000 kişi aralığında yer alan toplam işletme sayısı ise 319. Bunlar 290 işletme 100-499, 20 işletme 500-999, 9 işletme 1000 ve üstü şeklinde ayrışıyor.  Biraz daha "derin" analiz, kimya sektörünün ciddi bir yeniden yapılanmaya neden ihtiyaç gösterdiğini tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Kimya sanayinin iki ana alt sektörü var: Kimyasal ürünler imalatı ile kauçuk ve plâstik ürünler imalatı. Kimyasal ürünler alt sektöründe çalışan sayısı 1-49 aralığında toplam 3.845 işletme; kauçuk ve plâstik ürünler de ise 9.320 işletme kayıtlı ve faaliyette görünüyor. İki alt sektörün işletme toplamı 13.165. Sektörün genel toplamı 13.802. Sektörün Türkiye sanayi için taşıdığı "stratejik önem" tartışılmaz. En sofistike imalat türlerinden nihai günlük tüketime uzanan çok geniş bir üretim ve ticaret yelpazesi var. Sektör küçük ölçekli, düşük rekabet güçlü, doğallıkla verimlilik ve katma değer sorunlu yapısıyla bu yükü taşımaya çalışıyor. Bu hakkı da teslim edelim. Ancak, aynı yapı Türkiye'de bayağı "müsrif" bir kimya sektörünün varlığını da gösteriyor. Bu yönüyle otomotiv sektörüne benziyor. "İsraf" kimya sektörünün ülkeye getirisi ile götürüsü arasındaki farkta, yani güçlü "dışa bağımlılığında" görülüyor. Sadece dış ticaret verileriyle açıklarsak durum şöyle: Sektör 1 birim ihracata karşılık 3 birim ithalata muhtaç. 2009 yılında yaklaşık 8 milyar 335 milyon dolar ihracat, 24 milyar dolar ithalat; 2010 yılında 10 milyar 600 milyon dolar ihracat, 30 milyar 600 milyon dolar ithalat! Sektörel dış ticarete makul ölçüleri de aşan bir ağırlık ile yansıyan "dışa bağımlılık" sadece hammadde ile sınırlı değil. Daha da önemlisi, teknolojik bağımlılık. Belki de gerek sektörün gerekse Türkiye'nin asıl kaybı bu! Teknolojik kaybın hesabı, diğer benzer sektörlerde olduğu gibi, kimyada da tutulmuyor. Bu yüzden rakamsal boyutunda kimsenin bilgisi de ilgisi de yok. Teknolojiyi bir tarafa bırakalım; tek başına hammadde ithalatı sektörün en büyük maliyet kalemlerinden birini oluşturuyor. Ve resmi devlet raporlarında yazıyor ki, "Gümrük Vergisi oranları sıfır dahi olsa hammadde ithalatı yüzde 10 maliyet yaratmaktadır."  Peki, ne yapmalı? Sorunun cevaplarını sözünü ettiğim devlet raporundan aktarayım. STB Sanayi Genel Müdürlüğü'nün Mart 2011'da yayımladığı devresel "Kimya Sektörü Raporu 2011/1"de, dışa bağımlılığı azaltmak için temel kimyasallara yönelik yatırımlara ağırlık verilmesi; ülkenin hammadde potansiyeli kullanılarak (demek ki kullanılmıyor) rekabet gücünü artıracak, teknoloji ve Ar-Ge içeriği yüksek büyük ölçekli yatırımların teşvik edilmesi öneriliyor. Nerede ve nasıl? Kimya sektörünün tüm ihtiyaç ve şartlarını karşılayacak ihtisas organize sanayi bölgeleri kurarak. Kimya stratejik, hassas ve uluslar arası kuralların çok sıkı uygulandığı bir sektör. Avrupa Birliği gözünü bu sektörün üstünden ayırmıyor. Bizim KOBİ ağırlıklı yapımız bu kurallara ve özellikle "çevre" kalitesine ancak yüzde 30 seviyesinde uyum sağlayabiliyor.

Yazan: Seyhan Alibek

 

Seyhan ALİBEK Kimdir?

Seyhan Alibek 11.12.1949 İzmir doğumludur. İzmir Kız Numune Kolejinden mezun olduktan sonra, yüksek öğrenimine Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünde devam etmiştir. Ege Üniversitesinden mezun olduktan sonra ilk olarak İstanbul’da iş hayatına başlamıştır. Türkiye’ nin önde gelen firmalarında çalıştıktan sonra en son olarak Öz Ak-Ay firmasının deri fabrikasında kimyevi deri işleme laboratuarında görev almıştır.