Logo
E-Bülten Kayıt

Haberler

nokta

TÜRKİYE‘ DE HAYVAN HAKLARI

Mart 2014


TÜRKİYE‘ DE HAYVAN HAKLARI

2004 yılında Çevre Bakanlığı'nca hazırlanan "5199 Sayılı  Hayvanları Koruma Kanunu", hayvanların korunması ve yaşama haklarının güvence altına alınması amacıyla hazırlandı. Kanunun hazırlanmasının amacı, başta evcil hayvanlar olmak üzere tüm hayvanların, insan ve doğa kaynaklı mağduriyetlerinin önlenmesini, gözetilmesini, bakımlarını, kötü muamelelerden uzak tutulmalarını, üremelerini, canlarının ve sağlıklarının korunmasını sağlamaktı. Ancak Avrupa Birliği’ne uyum süreci kapsamında çıkarılan bu kanuna rağmen, ülkemizde hayvan hakları çağdaş bir ülkede olması gereken düzeye halen gelememiştir. Oysa, Avrupa Birliği’nde yer alan ülkelerde durum bizdekinin tam tersidir. Öyle ki AB çerçeve sözleşmelerinde hayvanlar artık mal değil, hissetme yeteneğine sahip varlıklar olarak kabul edilmiştir. Ayrıca hayvanlar üzerinde temizlik ve kozmetik ürünlerinin testlerinin yapılması yasaklanmıştır. Türkiye’de hayvan haklarının geçmişine baktığımızda durumun her zaman böyle kötü olmadığını görürüz. Hatta durumun tam aksi bir tablo görmemiz mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan kuşevleri, kedi hastaneleri ve halk pazarlarında kafeslerdeki kuşların satın alınıp doğaya salınması geleneğini bunlara örnek gösterebiliriz. II.Mahmut döneminde sokak köpeklerinin toplanıp Hayırsız Ada’ya sürgün edilmesi ve daha sonrası yaşanan savaş ve felaketlerin kaynağının sokak köpeklerine yapılan bu eziyetin olduğuna inanılması ve halkın baskısıyla köpeklerin geri getirilmesi de halkımızın geçmişte hayvanlara bakış açısını özetlemektedir. Fakat zaman geçtikçe durumun tam tersine çevrilmesi gerçekten üzücü bir durumdur. Günümüze geldiğimizde AB uyum yasaları çerçevesinde, “Hayvanları Koruma Kanunu” çıkarılmış olmasına rağmen hayvanlara yapılan muameleler iyi durumda değildir. Tecavüzler, işkenceler, toplu itlaflar vb. haberler vicdan sahibi insanlarımızı derinden üzmektedir. Sahipli hayvanlar kanunlara göre ne yazık ki mal olarak görülmekte ve kasıtlı olarak öldürülmeleri ya da yaralanmaları “mala zarar” kapsamında cezalandırılmaktadır. Sahipsiz hayvanlara eziyet ya da öldürme ise kabahatler kanunu kapsamında değerlendirilmekte olup, vicdan ve merhamet duygusuna sahip her insanı derinden sarsacak eziyet vakalarında, failler komik para cezalarına çarptırılmaktadır.  Geçtiğimiz aylarda Eskişehir’de yaşanan ve bir kedinin işkence ile öldürülmesi ve kayda alınıp sanal ortamda yayınlanması neticesinde 25.000’ e yakın şikayet olmasına rağmen, olayın faili halen aramızda rahatça dolaşmaktadır. Bu örnek, kanunların ne kadar yetersiz ve komik olduğunun göstergesidir. Belediyeler de kanunların kendilerine verdiği görevleri yerine getirmemektedir. Bunun sebebi ödenek eksikliğinden ya da hayvan yaşamını önemsemediklerinden ve kanunlar tarafından da denetlenmediklerindendir. Yürürlükte olan kanuna göre her belediyenin bir hayvan bakım evi olmak zorundadır. Fakat ülkemizde çoğu belediyenin yıllardır bu yasal zorunluluktan kaçındığı aşikardır. Ayrıca belediyeler sokak hayvanlarını kısırlaştırmak ve aşılatıp bulundukları ortama geri bırakıp bakımlarını sağlamakla yükümlüdür. Ancak bu kanuni zorunluluğun da yine çoğu belediye tarafından yerine getirilmediği, bazı belediyelerin el altından ya da açıkça toplu itlaf bile yapabildikleri bilinmektedir. Hayvan barınağına sahip belediyelerin de ne yazık ki çoğunda hayvanlar kötü şartlar altında yaşamak zorundadır. Açlık ve bakımsızlıkla mücadele eden bu canlar, kötü şartlar yüzünden hayatlarını kaybetmektedir.Ülkemizin başkentinin en büyük belediyelerinden birinin sahip olduğu barınakta bile gönüllülerin mama kampanyası düzenleyerek oradaki hayvanların beslenmelerinin sağlanması ve buradaki kötü vaziyette bulunan hayvanların yine gönüllüler tarafından kliniklere çıkarılarak tedavilerinin yaptırılması, ülkemizde belediyelerin hayvan haklarına yaklaşımını net olarak özetlemektedir. Günümüzde kanunlara rağmen devlet kurumlarının halen hayvanları koruma ve yaşatma konusuna ciddiyetle eğilmemeleri,  ülkemizdeki tablonun karanlık yüzünü oluşturmaktadır. Olayın sivil toplumda yansıması daha iç açıcı bir tablo çizmektedir. Son yıllarda hayvansever aktivistlerin sayısı hızla artmaktadır. Sanal ortamda yer alan sosyal platformların da yadsınamaz katkısıyla çok sayıda muhtaç can, yardım almakta ve yuva bulmaktadır. Şu an çıkarılması düşünen hayvan hakları kanunu;  itlaf, sokak hayvanları üzerinde deneyler yapılabilmesi ve sokak hayvanlarının yerleşim yerlerinden çıkarılmasına sebebiyet verebilecek maddeler içerdiğinden  binlerce insan tarafından protesto edilmiş, hayvansever aktivistlerin baskısıyla mevcut sivil toplum kuruluşlarının da bu kanun çıkarılma sürecine katılmaları sağlanmıştır. Halkın büyük çoğunluğunun müslüman olduğu ülkemizde, İslam’da hayvana eziyetin büyük günah olarak görülmesine rağmen, hayvan haklarının ancak son yıllarda insanların dikkatini çekmesi de bir yandan oldukça üzücüdür. Hayvan haklarına inanan insanların sayısının gün geçtikçe çoğalması, Türkiye’deki hayvanların kaderleri konusunda bize umut vermektedir.

Gamze AYDOS Kimdir?

1983 yılında Ankara ’da doğmuştur. İlk orta ve liseyi Bandırma’ da okumuş ve daha sonra Anadolu Üni. İktisat bölümünü bitirmiştir. İş hayatına ilk olarak Mountry Outdoor Academy’ de Halkla ilişkiler sorumlusu olarak başlamıştır. 2009 yılından bu yana INTERLINK Şirketler Grubunda Proje Yönetmeni görevini sürdürmektedir. 2010 yılından beri HAYTAP (Hayvan Hakları Federasyonu) destekçisidir. HAYTAP çatısı altında gönüllü olarak yardım çalışmalarını sürdürmektedir.